''Elindekinin tadını çıkartmazsan, fazlasından da keyif alamazsın.''
Richard Bandler
Selam gençler. Biraz ahkam kesmeye geldim yine. Richard amcanın sözüyle giriyim dedim. Az biraz bizi esir alan, bi türlü memnun olamama, alışveriş çılgınlıklarımız ve marka takıntılarımızdan bahsedicem. İmla kurallarını arada ihlal edebilirim affedin zaten bura dost meclisi kasmaya gerek yok, azcık küfür olursa da mazur görün. Uzatmıyorum.
Bi hikayeyle başlayalım, kendimden.. Geçen yılbaşı telefon almaya karar verdim. Yılbaşına doğru Ankaraya gelmeden önce yurt dışından iPhohe (her seferinde böyle yazmıcam çok zor) 6S getirtmeye karar verdim, Hollanda'da bi tanıdık 800 Euro dedi fiyatı, iyi dedim aşşa yukarı 2500 tl'ye mal olur. Sonra dedimki acaba 6 mı getirtsem; o da 600 Euro idi. dedim 2000 tl'ye mal olur. Sonra tanıdık dediki ikinci el 5S var 300 Euro. Dedim 1000 tl çok mantıklı. Sonra bi reklam gördüm 5S abimiz burda1400 tl'ye düşmüş. 400 tl daha verir sıfır alırım dedim , sonra dedim ki 1400 tl vereceğime 2000 tl vereyim 6 getirteyim Hollanda'dan, sonra şeytan başgan durur mu dediki 2000 vereceğine 2500 tl ver 6S al en son model al. Sonra biraz daha düşündüm; başta aşşağı doğru kurduğum denklem bu sefer yukarı doğru çıkmıştı, birden aklıma biyerde okuduğum bi yazı geldi; 'reklamcılık sektörü size ihtiyacınız olmayan şeyleri aldırmak için vardır'. Sonuç : telefon almadım :D
Elimizde işimizi gören bir şey varken neden hep daha fazlasını isteriz? Ve gerçekten de ihtiyacımız olmayan bir şeyi? Bu bir tür bağımlılık olabilir mi? Elimde yeni aldığım bir telefon varken onun yeni modeli çıkınca neden onu almak zorunda hissederim? Akşam dışarı çıktığımda masaya teefonumu koyunca eksik hissetmemek için mi? Yoksa telefonumu görenlerin benim hakkımda iyi birşeyler düşünmesi için mi? Veya beyaz bi gömlek giydiğimi varsayalım bembeyaz.. Göğsümün sol tarafındaki küçük timsahçık mı beni kaliteli ve cool yapıyor? Arabamın markası gerçekten de temiz kalpli olmamı etkiler mi? Ayakkabımın altında Louboutin ya da Prada yazması seviyemi mi artırır? Ben bunlar olmadan mutlu olamaz mıyım? Peki siz bunları okumak zorunda mısınız? Hepsinin cevabı hayır.
Yanlış anlamayın kimseyi yargılamıyorum, ben de insanım benim de sevdiğim şeyler var.. Nike Air Force mesela harbiden seviyorum. Ama o olmadan da mutlu ve cool olabilirim. Ben kişisel gelişim raflarındaki bi kitap değilim ben sizden biriyim, dedim ya sadece fark ettiğim şeyleri anlamanıza yardımcı olmak istiyorum, hak vermek zorunda değilsiniz.
Neyse Devam..
Elimizde halihazırda bulunan şeylerin emin olun her zaman yenisi ve daha güzeli çıkacaktır(ki güzellik dünyadaki en göreceli kavramdır). Birilerinin sürekli önünüzdeki yemeğin daha güzelini yapıp öünüze servis ettiğini düşünün. Biraz yiyorsunuz ve yapıp yenisini getiriyor bir de sizden para alıyor, yiyorsunuz, yiyorsunuz, yiyorsunuz, yiyorsunuz, yiyorsunuz, yiyorsunuz... Bi de bakmışsınız obeziteyle karşı karşıyasınız. Üstüne üstlük, eskiden sevdiğiniz yemekleri artık sevmiyorsunuz ve beğenmiyorsunuz (zamanında severek yediğiniz) ve bir sürü para harcamışsınız... Ne için Obez olmak için (obezleri küçümsemiyorum, hastalıklarla dalga geçilmez). Alış veriş obezi mi dersiniz, bağımlılık obezi mi bilmem.
Fight Club filmini çoğunuz bilir, ben 2-3 defa izledim tam olarak ne anlattığını son izlediğimde anladım o da en iyi arkadaşımla konuştuktan sonra(kendisi biraz zekidir). Aslında filmin konusu tüketici toplum vs vs. Ama bence en önemli ana fikri, elindekiler ile mutlu olma fikri. Hatırlıyor musunuz filmde Edward dişini fırçalarken boklu su akıyodu önce 1 sn iğrendi sonra hoşuna gitmeye başladı ve gülümsedi mutluluğu gözlerinden okunuyordu neden çünkü özgürdü ve huzurluydu çünkü esiri olduğu pahalı diş fırçası ve diş macunun kelepçelerini sökmüştü(dişlerinizi boklu suyla fırçalamayın tabiki).
Anlatmak istediğimi anladınız şu anda önü kırık telefonumla çok mutluyum haberiniz olsun. Bak ben genelde AC/DC dinlerim ama en sevdiğim şarkılardan biri Bon Jovi babanın 'it's my life' şarkısıdır. Baba derki; ''it's my life IT'S NOW OR NEVER''. Şimdi ya da asla.. Şöyle bi düşününce adam sana yarın ölecekmiş gibi yaşa demiyoki sadece.. Şimdi yaşadığım sahip olduğum şeylerle mutluyum, şimdiyi seviyorum çünkü yarın yokmuş gibi yaşıyorum (sonsuza dek yaşamayacağım diyor sözlerinde), 'şimdiki sahip olduklarım' ya da asla diyo adam bi taraftan da.
Siz de şimdiki sahip olduklarınızla(kıyafetler,duygular,arabalar,yakın çevreniz,işiniz vs.), marka takıntınız olmadan ve memnuniyetsizlik duygunuzun yerini tebessüme bırakarak mutlu, huzurlu ve en önemlisi özgür olabilirsiniz. Böylece ileride sizi bekleyen daha güzel ve sizin için daha tatmin edici (maddi-manevi) şeylerle karşılaştığınızda bu duygu kat ve kat artar. Kendi alanımdan bi örnek vereyim bakalım kafanıza yatacak mı.. Antrenmanlı bir sporcuya yüksek şiddetli bi antrenman yaptırabilirsin, bu onun daha fazla gelişmesine ve bundan keyif almasına yol açar. Ama antrenmansız bir sporcuya yüksek şiddetli bir atrenman yaptığınızda ya sakatlanır ya da antrenmanı bitiremez neye uğradığını şaşırır...
Emin olun bunlar olmadan cool,güzel-yakışıklı,temiz kalpli ve kaliteli olabilirsiniz. En azından benim için öylesiniz çünkü ben sizle konuşurken gözlerinizin içine bakarım gömleğinizin markasına değil.. Burdaki 'ben' in çoğul olduğuna emin olabilirsiniz.
Kendinize dikkat edin, yorumları eksik etmeyin gençler(yaşınıza aldanmayın).. Hadi eyvallah.
25 Haziran 2016 Cumartesi
22 Haziran 2016 Çarşamba
-yor ekiyle giriş
''Çoğu insan şimdiki zamana üzerinden geçmeleri gereken bir engelmiş gibi davranır. Ancak an hayatın kendisi olduğuna göre, bu şekilde yaşamak çok mantıksız.''
Eckhart Tolle
İlk okulda öğrendiğimiz 'şimdiki zaman' algısından ne kadar da farklı değil mi... Bize küçükken 'şimdiki zaman'la ilgili öğrettilen tek şey '-yor' ekiydi. Ama yaşadıkça anlıyoruzki çok daha fazlası var. Hangi öğretmenimiz bize yukarıdaki dayının söylediği gibi bir cümle söyledi? Hangisi 'çocuklar büyüyünce cesur olun ve hayalleriniz peşinden koşun' dedi? Sizi bilmem ama bana hiçbirisi söylemedi. Bunu onları eleştirmek için ya da onlara sallamak için söylemiyorum. Ama hayat okulda gördüklerimizden, uzmanlık alanlarımızdan, mesleklerimizden hatta ve hatta en büyük zevklerimizden daha fazlasını ifade ediyor. Hayatın şifrelerini çözdüm falan da demiyorum, sadece farkında olduğum şeyleri sizinde anlamanıza yardımcı olmak istiyorum. 'uff snane be slk' diyenler falan olabilir, onlar siktirip gidebilirler. Şimdilik benden bu kadar konuşuruz yine, hadi gömdüm.
Eckhart Tolle
İlk okulda öğrendiğimiz 'şimdiki zaman' algısından ne kadar da farklı değil mi... Bize küçükken 'şimdiki zaman'la ilgili öğrettilen tek şey '-yor' ekiydi. Ama yaşadıkça anlıyoruzki çok daha fazlası var. Hangi öğretmenimiz bize yukarıdaki dayının söylediği gibi bir cümle söyledi? Hangisi 'çocuklar büyüyünce cesur olun ve hayalleriniz peşinden koşun' dedi? Sizi bilmem ama bana hiçbirisi söylemedi. Bunu onları eleştirmek için ya da onlara sallamak için söylemiyorum. Ama hayat okulda gördüklerimizden, uzmanlık alanlarımızdan, mesleklerimizden hatta ve hatta en büyük zevklerimizden daha fazlasını ifade ediyor. Hayatın şifrelerini çözdüm falan da demiyorum, sadece farkında olduğum şeyleri sizinde anlamanıza yardımcı olmak istiyorum. 'uff snane be slk' diyenler falan olabilir, onlar siktirip gidebilirler. Şimdilik benden bu kadar konuşuruz yine, hadi gömdüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)